Ya Olmazsa?

  Yazımın başlığını görüp, ne saçmalıyor bu diyenler olacaktır belki de.. Başlık atmak için çok usta olduğumu söyleyemem.. Ama paylaşmak istediklerimi yazıya dökmek gerçekten büyük zevk. Sevgili okuyucu, yazımın sonuna doğru belki sıkılacaksın, belki içinden bana küfür edeceksin, belki de "Aaa! Ne güzel yazmış" diyeceksin.. Bilmiyorum.

  Ne yazacağım hakkında kesin bi fikrim de yok.. Sadece icimden bi anda gecenleri ve yazıya dökmek istediklerimi paylaşacağım. Şimdi içimden geçmedi değil; "Ya yazıyı bitiremez, sonuçlandıramaz ve hepsini silmek zorunda kalırsam..! " diye.. Sanırım, bu yazımda da bu konuya değinmeye çalışacağım.

  Hayatta, her an içimizden geçen, aklımızda yer edinen bir şeyler vardır.. Kimimizin düşünceleri, kimimizin planları, kimimizin hayalleri.. Planlar, hayaller; hep bir şeylerin başlangıçlarıdır aslında. Yapacağımız şeyi, kurgulayıp planlamak; işin yarısına geldiğimizi gösterir genelde. Aslında bu kişiden kişiye göre değişse de; dediğim gibi; genelde hep böyle olmuştur.. İlkokulda hepimizin öğrendiği bir şey vardır. Neden-Sonuç ve Amaç-Sonuç ilişkisi. Nedenler çoğu zaman bizim elimizde değildir. Fakat Amacımızı belirlemek, bizim için ulaşılacak sonuçta en önemli aşamadır diyebiliriz. Dışarda rüzgarın olması bir nedendir, fakat bir işi yapacağım diye kafaya koymak bir amaçtır. İşte; bizim "Ya olmazsa?, Ya yapamazsam?" gibi sorularımız, kaygılarımız da bu noktada meydana geliyor.

  Amaçladığınız bir şey; size zor görünüyorsa bu sizin için çok kolay olmayacağı fikrini verir. Zaten hayatta her istediğimizin olması, dünyayı yaşanacak bir yer olmaktan çıkardığı gibi; hayatı da anlamsızlaştıracaktır aslında. İstediğiniz bir şeye ulaşma yolunda çekilen zorluklar, hayatımızda çok önemli bir yere sahiptir. Galiba bunlara da tecrübe deniyor. Bazı insanlar birkaç üniversite bitirse bile, ilkokul mezunu ve cahil sandığımız bir dedemize hayat tecrübesi olarak yetişemiyor. Burada ortaya çıkan ise; tecrübenin hayatı yaşarken birçok bilgiden üstün olduğu..

  Konumuzun dışına fazla çıkmak istemiyorum. Az önce ki yere dönecek olursam şu da var ki; isteklerimizi gerçekleştirmek uğruna katlandığımız zorluklar da ilerde bizim için bulunmaz hazineleri kazandırabiliyor. Nasıl mı? İzle de gör..! demiyeceğim tabiki.. :)

  Olmasını istediğin bir şeyi kafana koyarsın ilk başta. Ve yazımın en başında da dediğim gibi işin yarısını yapmışsındır. Geriye kalan yarısının ne zorlukta geçeceği; hayat tecrübesine bağlıdır.. Yazımda asıl anlatmak istediğim yere geliyorum.. "Sürekli tecrübe, tecrübe diyorsun ama nereye bağlayacaksın?" diyen olacaktır galiba. Bu soruyu cevapsız bırakmamak için yazıma devam ediyorum.

  Evet, kafamıza koyduk, kurguladık. Geriye kaldı işin yarısı. İnsan hayatı yaşadıkça, taş üstüne taş koyup tecrübesine tecrübe kattıkça; bir şeyi kafasına koyduktan sonra kalan yarımın yapılabilirlik zorluğu o kadar azalacaktır.. [ Şimdi birkaç saniye, son cümlemi tekrar okuduğunuzu hayal ediyorum :)) ]  Bu cümlede de anlatmak istediğim şu ki; insan hayatında ne kadar çok tecrübe kazanır, hayatı ne kadar çok öğrenirse; "Ya olmazsa?" sorusunu o kadar az soracaktır.

  Kısa bir yere daha değinmek istiyorum ki o da şöyle;
Bu soruyu kendimize olabildiğince az sormanın diğer bir yolu ise; başladığımız bir işte en önemli olanı; iyice düşündükten sonra yapacağımız şey hakkında emin olmak ve bu yolda kararlı, cesaretli, emin adımlarla yürüyebilmek.. Bunu yapmak, emin olun ki "Ya olmazsa?" sorusunu kendinize sormanızı büyük oranda engelleyecektir.

  Sonuç olarak; hayatta bu soruyu kendimize sormamaya gayret edelim.. Önemli olan düşünmek ve karar verip, uygulamak.. Bunu yaptıktan sonra bırakın, hayat ve zaman sizi alıp götürsün bir yerlere.. Yoksa bu sorularla hayat çekilir mi ??  :))

Şu Ağustos Böceği

  Hani bir hikaye vardır. Tembellik deyince genellikle hep o hikaye anlatılır. Yok bilmem Ağustos böceği saz çalar dururmuş yazın, Karınca da durmadan çalışırmış, erzak depolarmış. Yazın saz çalan Ağustos böceğine nasihat verir, böcek takmayınca karıncayı, her kış onu beklermiş. Sana bu hikayenin bize doğuştan beri hep yanlış anlatıldığını söylesem. Düşünsenize basit bir hikayede bile hep yanlış bilgiler empoze edilmiş bizlere. Belki daha bir sürü doğru bildiğimiz yanlışlar vadır.

İşte Ağustos böceği-Karınca hikayesinin orijinali :)


Karınca eşek gibi çalışıp kışa hazırlık yaparken, ağustos böceği her sene olduğu gibi yine eline geçirdiği sazıyla karıncayı gıcık ediyordu. Kendi boyunun bilmem kaç katı çekirdeği kan ter içinde yuvasına taşıyordu. Olanca siniriyle yuvasına girerek hanımına döndü: "Hatun. Bu kalın kafalı hayvan anlamıyor. Yüzlerce yıldır onun, kışın aç kalacağını duymayan kalmadı; ama onun umurunda değil. Geçen yıl babası da aynısını yaptı ipnenin… O kadar uyardık; ama onun adam olmaya niyeti yok." dedi. Karısı: "Sinirlenme kocacığım, ne de olsa kışın ağzının payını vereceğiz." diyerek kocasını yatıştırmaya çalıştı. Ama sinirlerine hakim olamayan Karınca yukarı çıktı ve ağustos böceğine açtı ağzını yumdu gözünü:

Karınca: Bana bak ulan zır zır böceği. Kışın acından gebereceksin. Ya adam gibi çalışırsın ya da o işe yaramaz beynini dağıtırım! Ocak ayında kapıma dayandığında, bakmam gözünün yaşına haberin ola… Basarım tokadı!

Ağustos böceği: Of ya, of ya… Yine mi aynı geyik? Oğlum siz ne tuhaf milletsiniz? Her sene hayvan gibi çalışıyor, kış gelince de "ahanda gelir şindik" diye çocuklarınızı dolduruşa getiriyorsunuz. Ne zaman geldik ulan kapınıza. Söyle bakalım bizim akrabalardan gelen olmuş mu binlerce yıldır?

Karınca: Bize gelen olmadı; ama dedemin dedesine gelmiş.

Ağustos böceği: Hey Allah'ım yarabbim. "Dedenin dedesine gelmiş" kim görmüş? Birazcık kafayı çalıştırsana oğlum. Benim adım ne?

Karınca: Ağustos böceği.

Ağustos Böceği: Yani Ocak böceği değil, mart böceği değil… ağustos böceği. Ben kışın burada değilim ki sana geleyim. Sizi kandırmışlar koçum. Kandıran Ezop; ama oturup araştırmadınız ki bakalım bunun aslı var mı? Boyuna fantezi kuruyorsunuz. Ben 17 sene toprak altında bir larva olarak bekliyorum. Sonra bir ağustos gününde doğuyor ve yine aynı ağustos ayında ölüyorum. Ne diye sana yaranacağım diye mahvedeyim bir aylık ömrümü? Aslanlar gibi çalarım sazımı. Bu arada çaldığım da saz değil, ikide bir aynı şeyi söyleyip durmayın. Manitaya sinyal gönderiyorum:) Ağustos böceği haklıydı bence . Hayvanın topu topu bir aylık ömrü var. Ne diye çalışsın? Karınca en az bir kış yaşamak zorunda, herhalde çalışacak. Valla seninde bir aylık ömrün varsa hiç çalışma, yat uyu!

//..wolkanca blog..\\

Paylaşmak Güzeldir..

 
 


Soğuk kış günlerinde yapılabilecek güzel bir uygulama :)) Denemeye ne dersiniz??

İlk yazı-Nedir bu blog işi?

 Merhabalar, merhabalar, merhabalar merh...(üf yeter)

Sayfama hoşgeldin ey yolcu! Şimdi ne var burda? veya Neden böyle bir şey yaptın? diyeceksin ki acıklayım: Bloglar bir şeyler paylaşmak içindir.. Aslında böyle bir şey yapma sebebim de sadece can sıkıntısı. Gerek kendi yazılarımı, gerek bilimsel yazıları, gündemden haberleri, bilgisayar-oyun-müzik-film-sinema-program gibi içerikleri bu nacizane sayfada yayınlayıp; sacma sapan, gerekli gereksiz bi seyler yapıcağım..Hadi hayırlısı.. İyi bloglamalar :))